Home / Bilgiler / Filler
SPONSORLU BAĞLANTILAR

Filler

Sponsorlu Bağlantılar

Fil, karada yaşayan hayvanların en büyüğüdür. İki türü vardır: Afrika ve Hindistan. Oldukça yakın jeolojik çağlarda, Avustralya ve Güney Kutbu dışında altı familya oluşturan birçok fil türü bütün dünyaya yayılmıştı. Geride kalan iki türden daha irisi olan Afrika filinin yüksekliği 3.45 metreye, ağırlığı da 6 tona kadar olabilir.

Fillerin gövdesi iri, kafaları büyük, boyunları kısadır. Kalın bacakları sütuna benzer. Ayakları kısa ve geniştir. Tabanlarında esnek yastıkcıklar vardır. Tırnakları toynağa benzer. Her ayağında beş tırnak bulunur. Yalnız Afrika filinin arka ayaklarında üçer tırnak olur. İskeletin kemikleri iridir. İlik boşlukları süngerimsi kemikle doludur. Filin olağanüstü özelliği burnunun çok uzun olması ve esnek bir hortum oluşturmasıdır. Burun delikleri bu hortumun ucundadır. Fil, hortumunu besinini veya suyu ağzına götürmek, eşyaları kaldırmak ve tabii koklamak için kullanır. Ayrıca hortumuyla yıkanmak için vücuduna su, toprak banyosu yaparken de toz püskürtür. Yukarı çenenin iki yanındaki kesici dişler iyice uzamışlardır. Fildişi denilen uzantılar bunlardır.

Yaşayan iki tür arasında şu temel farklar vardır: Afrika filinin kulak ve dişleri daha büyüktür. Alnı eğilimli, sırtı çukurdur. Hortumunun ucunda iki ‘dudak’ vardır. Hint filin de ise bir ‘dudak ‘.

Afrika fili bu kıta da, Sahra’nın güneyindeki birçok kesimde bulunur. Savan, çalılık, orman, nehir vadisi ya da yarı çöl halindeki yerlerde yaşar. Erkek ve dişi filler sürüler oluştururlar. Her sürüyü yaşlıca bir dişi yönetir, ergin erkekler, yalnız yaşar ve sürüye sadece çiftleşmek için katılırlar.

Hint fili bu memleketten başka Seylan, Burma, Tayland, Malaya ve Sumatra’da bulunur, sık ormanlarda yaşar. Aslında bu hayvana Hindistan değil Asya fili adı verilmesi daha uygundur. Ama artık ‘Hint fili’sözü değiştirilemeyecek kadar yerleşmiştir. Hint fili sürüsünün toplum yapısı Afrika türününkine çok benzer.

DERİSİNİ İYİ DURUMDA TUTUYOR

Filleri, bazen gergedanlar ve su aygırlarıyla birlikte, gelişigüzel bir şekilde ‘Kalın derililer’ (Paşiderm) diye adlandırılan bir gruba sokarlar. Bütün bu hayvanların derisi kalındır ve üstlerinde seyrek tüyler vardır. Hepsi de derilerini iyi durumda tutmak için suda ya da çamurda yuvarlanırlar. Fil, suda yıkanır. Hemen hemen suya iyice dalar. Hortumuyla üzerine su da püskürtür. Hayvan toz banyosu da yapar. Su az olduğu takdirde çamurda da yuvarlanır. Afrika fili hiç olmazsa kuraklık zamanlarında su bulmakta ustadır. Dişlerinden birini iri bir biz gibi kullanarak yerde delikler açar. İki türün ihtiyaçları farklıdır. Çünkü Hindistan fili çoğunlukla koyu gölgede yaşar. Bu hal, hayvanın diğer davranışlarını da etkiler. Afrika fili öğle güneşinden korunmak için gölgeli bir yer bulmaya çalışır ve iri kulaklarını sallayarak serinlemeye çabalar. Kulakların geniş yüzeyi vücut ısısının kaçmasını sağlar. Hayvanın kulaklarını ileri geri sallaması da bu işleme yardımcı olur. Kulakları daha küçük olan Hint fili ise koyu gölge yerlerden ayrılmaz.

AYAKTA UYUYORLAR

Uzun zamandan beri sorulan sıkıcı bir soru  vardır: Filler nasıl uyur? İki tür de hem ayakta uyuyabilir, hem de yatarak. Bir fil, yatmak için bir atınkine benzeyen hareketler yapar. Ama bir atın aklına gelmeyen bir şeye de kalkışır. Bazen başını, bir araya topladığı bitkilerden oluşan bir yastığa dayar. Fil ayakta uyurken normal hızla solunum yapar. Yattığı zaman ise solunum hızı yarıya iner. 17 fil üzerinde gözlem yapılmış ve hayvanların genellikle her gece, iki eşit bölüm halinde, 5 saat uyudukları anlaşılmıştır. Filler bu sürenin 20 dakikasını ayakta uyuyarak, geri kalan kısmını da yatarak geçirmişlerdir.

FAZLA KALABALIK OLMANIN TEHLİKELERİ

Fil sadece bitkilerle beslenir. Bunlar arasında otlar, yapraklar, ağaç dalları ve meyve vardır. Hayvan bunları toplayarak ağzına götürmek için hortumundan yararlanır. Çalı ve ağaçların seyrek olduğu yerlerde yaşayan Afrika fili tepedeki yaprakları koparabilmek için alnıyla küçük ağaçları iter. Bir bölgede fil sayısı arttığı zaman ağaç kaybı ciddi bir hal alabilir. Afrika da ki milli parklarda korunan fillerin sayısı çok artmaktadır. Bu yüzden çevrenin mahvolmaması için bazı filler seçilerek vurulmakta ve böylece sayı azaltılmaktadır. Bu işleme genellikle ‘değersizleri ayırma’ adı verilmektedir. Aksi takdirde o bölgedeki bütün filler açlıktan ölmek tehlikesiyle karşı karşıya gelebilirler. Özgür koşullar altında fil sürüleri, bir bölgeden diğerine geçer. Çok zaman belirli bazı meyveleri arayan hayvanlar mevsimlere göre göç eder. O sırada uzaklara gidebilirler. Bu da bitkilerin azalmasını önler. Çünkü fillerin yokluğu sırasında bitkiler yeniden canlanma imkanı bulur.

Filin azı dişlerinin geniş, ezici yüzeyleri vardır. Hayvan, bunlarla lifli bitkileri çiğner. Bu dişler önemli bir şekilde aşınır. Normal şekilde yaşayıp ölen her filin hayatı boyunca, (Hindistan fili 50, Afrika fili 70 yıl yaşar) uzun dişleri dışında, üst ve alt çenelerinin iki yarısında 7’şer dişi olur. İlk belirenler 4 süt dişidir. Bunlar çok geçmeden çıkar. Ondan sonra sırayla 6’şar diş, fabrikadaki taşıma kayışı prensibine benzer bir şekilde alt ve süt çenelerin yarılarına kayar. İlk diş tek başına kullanılır. Ama bunun yüzeyi aşınırken hemen gerisindeki diş öne doğru gelmeye başlar. Aşınmış kalıntıyı iterek onun yerini alır. Son diş yerini aldıktan ve iyice aşındıktan sonra, fil başka şeyden olmasa bile açlıktan ölür.

MİDEDEN GELEN MIRILTILAR

Fillerin bir özelliği büyük hayvan avcılarını ve zoologları uzun süre şaşırtmıştı. Bu özellik hayvanların karınlarının guruldamasıydı. Karından gelen seslerin yüksek ve ısrarlı olması kimseyi şaşırtmıyordu, çünkü bu kalın derili devler çok fazla besin yiyorlardı; şaşırtıcı olan fillerin bu gürültüleri belirli bir şekilde kontrol edebilmeleri, biri yaklaştığı zaman seslerin hemen kesilmesiydi. Son birkaç yıl içinde bu gurultuların sindirimle hiçbir ilişkisi olmadığı anlaşıldı. Filler birbirlerini göremedikleri zaman bu mırıltıları sürdürüyorlardı. Biri bir tehlikeyle karşılaştığı zaman hemen sessizleşiyordu. Bu ani sessizlik, sürünün geri kalan üyelerini uyarıyor o zaman, onlar da sessizleşiyorlardı. Ancak tehlike geçtikten sonra mırıltılar yeniden başlıyordu. Böylece filler birbirlerine her şeyin yolunda olduğunu haber veriyorlardı.

TROMPET SOLOSU

Filler bu gürültülerden başka ‘trompet’ gibi sesler de çıkarırlar. Bu sesler, pirinçten yapılmış nefesli bir sazın sesi kadar temiz olmamakla beraber aynı derecede şaşırtıcı ve tizdir. Orta Çağ’da, hatta daha sonra yapılmış olan fil resimlerinde hayvanın hortumunun ucu bir trompet biçiminde gösterilmiştir. Bunun sebebi ressamların, yolcuların fillerin borazan gibi sesler çıkardıklarına dair olan hikayelerinden etkilenmesidir.

‘EBE’ FİLLER

Çiftleşme sevgi dolu bir oyundan sonra olur. Bu oyun sırasında dişiyle erkek fil özellikle hortumlarını birbirlerine sararlar. Ya da birbirlerinin kafalarım veya omuzlarını hortumlarıyla okşarlar. Gebelik süresi 515-760 gündür. Çoğunlukla 22 ay kadar sürer. Dişi bir tek yavru doğurur. İkizler enderdir. Yavru yaklaşık 90 santim yüksekliğinde ve 90 kilo ağırlığındadır. Avcılar ya da zooloji uzmanları birkaç defa bir dişinin yanında yine kendi cinsinden bir fille sık çalıların arasına çekildiğini görmüşlerdir. Bir süre sonra iki fil yanlarında bir yavruyla dışarı çıkmışlardır. Bu ikinci dişi ebelik mi yapmaktadır yoksa yavru doğarken nöbet mi beklemektedir? Bu soruya kimse cevap verememiştir. Yavru, doğduktan hemen sonra yürüyebilmekte iki gün içinde de sürüye ayak uydurmaktadır.

TREN DURDURUCULAR

Fil gibi iri ve kuvvetli bir hayvanın az düşmanı olur. Hindistan’da bir kaplan Afrika’da da aslan gibi iri bir yırtıcı hayvan bir yavruyu öldürebilir. Kendini korumaya çalışan bir filin kuvvetinin derecesi birkaç hikayeyle ölçülebilir. Bir defasında bir erkek fil rayların üzerinde bir trenle karşılaşmış ve başını eğerek lokomotife saldırmıştır. Bütün hikayelerde makinistin treni durdurduğu belirtilmektedir. Fil lokomotife arka arkaya saldırmış, yaralanmasına rağmen bunu inatla sürdürmüştür. Fillerin savunmasının diğer bir özelliği de sürü üyeleri arasındaki sıkı iş birliğidir. Avcılar, vurulan bir file iki arkadaşının nasıl yardım ettiğini anlatmaktadırlar. Bunlar yaralı filin iki yanma geçerek hayvanın ayakta kalmasını sağlamıştır. Bir seferinde de sürü toplanarak üyelerden birinin cesedini bütün gece sürükleyerek götürmüş, onu boş yere kurtarmaya çalışmışlardır. 1951 de, Johannesburg ‘Star’ gazetesinde Binbaşı JF Cummings’in bazı fillerin arkadaşlarını gömmek için mezar kazdıklarına tanık olduğunu yazmıştır!

FARELERDEN KORKAR MI?

Fillerin büyük düşmanları pek olmamasına karşılık uzun yıllardan beri bu hayvanların farelerden korktuklarına inanılmaktadır. Lupton, 1595 de yayınlanan ‘Dikkati Çeken Bin Şey” adlı eserinde şöyle yazmıştır: “Filler, bütün hayvanlar arasında en çok farelerden nefret ederler.” Bu fikir hala yaygın haldedir. Bu inanışın kökleşmesine bazı hikayelerin yol açtığı sanılıyor. Mesela bir hayvanat bahçesinde beyin kanamasından ölen bir filin hortumunu bir farenin tıkamış olduğu hikayesi gibi.

1938’de Amerikan zooloji uzmanları Francis G Benedict ve Robert C Lee, hayvanat bahçesindeki filler üzerinde deneyler yapmışlar, bölmelerine fareler salıvercikleri gibi samanlarının arasına da fareler koymuşlardır. Fareler, ayaklarının üzerinden geçtiği, hatta hortumlarına tırmandığı

zaman bile, filler tepki göstermemiştir. Fillerin bölmelerine beyaz fareler de bırakılmış ama yine de bir sonuç alınamamıştır. Ama bir keresinde bir sıçan, yerdeki bir kağıdın üzerinden koşmuş o zaman kağıdın hiç de tamdık olmayan hışırtısı en yakındaki filin borazan gibi bir ses çıkarması^ na neden olmuştur. Çok geçmeden diğerleri de koroya katılmıştır.

SPONSORLU BAĞLANTILAR

About volkan

Check Also

Kabuklu Deniz Ürünlerinin Enfeksiyonları

Kabuklu Deniz Ürünlerinin Enfeksiyonları

Deniz mahsullerinin bulaşıcı olmasını açıklayan değişik faktörler vardır. Kabuklu deniz ürünleri, deniz altındaki doğal barınaklarda …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir